4 Yaş Bittti, 5. Yaşa Bastık....

Soğuk bir Aralık günü, hava kapalı, hava sıkıntılı, benim ruhum havadan kapalı...

Lohusayım, 18 günlük. Ömer ile Elif 11. gün çıkmış kuvözden; 2300 er gram doğmuş ele gelen bebekler, 7 gün iki bebek ile gece gündür hiç de fena geçmemiş ve hastaneden güzel haber geliyor; kardeşleri de hastaneden eve gelmek için hazır. 1 haftadır yalnız kaldığı kuvözden evine, kardeşlerinin yanına gelecek. Emir'i almak için hastaneye gittim, tüm işlemler tamamlandı evimize geldik. Oldum mu 3 bebek annesi, 3minik bebek üstelik biri çok minik...


Sandalyede Emir'imi emziriyorum. Annem ve teyzem konuşuyorlar; "ah bir kırkları çıksa ele gelirler, 2 ay olsa ooo baya toparlarlar, hele bir kış bitip Nisan olsa en zor biter..." 

Nisan mı diyorum içimden ne nisanı, 
4 ay var daha, 
4 ay geçer mi, ?
Geçmez, 
Koca 4 ay biter mi, bitmez...
Diyen bendim...
Bugün 4. yaşımız bitiyor...
Hani bitmezdi o koca 4 ay...
Bitmiş...
Onunla beraber, 
4 Ay, 1. yaş, 2. yaş, evliliğimiz, 3. Yaş,  4. yaş hepsi bitmiş...


Bugün nostalji günüm eski fotoğrafları gezdim. En çok 7-8 aylık hallerine burnum sızladı. Özledim... Fotoğraflarda, videolardaki kadın sanki ben değilmişim gibi özendim, kıskandım...
Keşke dedim dönsem eskiye daha çok öpsem daha çok koklasam, daha çok oynasam...
Ama hem çalışan anne, hem üç bebe işler güçler bitmedi. 
Bu arada biliyorum ilerde bugünleri özlemle yazacağım " keşke" diye başlayacağım cümleler kuracağım. Zira ben de insanım :)
Elimdeyken elimdekinin, yaşarken anın değerini bilemeyebilirim.
Ha bu arada ben de yorulabilir, kırılabilir, üzülebilirim... 
En zor zamanlarda susar ve içimden bağırırım... 
Melek miyim? Değilim, ama kimsenin mutsuzluğu beni mutlu etmez.
Etrafımdakilerin mutluluğu iki güzel sözü, bir iltifatı, ooo havalara uçurur...
Bardağın boş tarafını görmekten hayır göreni görmediğimden dolusunu severim.

"Bir anne için doğumdan sonra kendi bedeni dışında başka bir bedende yaşayan parçasıdır evlat; ömür boyu kaybetmekten korktuğu ve başına hep güzellikler gelmesi için dua ettiği." diye yazmıştım bir yazımda. Hem de can parçasıdır, can içidir, ufacık sihirli elleri vardır o canların. İşte o minik eller kendileri büyürken büyütürler annelerini aslında... Kapalı gözlerim varmış anne olunca açılan, neler yapabilirmişim neler, annelik görevimse eğer.


Çocuklardan önceki hayatımı hiç yaşamamış gibiyim; çocuklardan sonraysa unutamayacağım kadar büyük heyecanlar, korkular, hüzün, sevinç, ağır hayal kırıklıkları büyük yaşam mutlulukları yaşadım, bir kez dünya başıma yıkıldıysa onlarca kez dünyalar benim oldu. En kötü günlerden onların ellerini tutarak çıktım, biliyorum ki mutsuz anne demek, mutsuz çocuk demekti. Çocukluğumda beni en çok annemin üzüldüğünü görmek üzerdi.  Çocuklarımı üzmeyeceğim dedim. Ağlanacak günlerdi ben gülmeyi mutlu çocuk yetiştirmeyi seçtim.  Boşanmış bir anne, onların da boşanmış aile çocukları olmalarını istemezdim. Sırf ben istemiyorum diye bu gerçeği değiştiremiyorsam, konunun değiştirebileceğim etkilerinde ısrarcı olurum bende. Yetebildiğim kadar, yettirebildiğim kadar. 

Evimiz pek şenli, her günde bir curcuna, bir olay. Yahu bir de tatlılar, bir de lokum…
Espri yapıyor, komplo kuruyor, işlerine gelirse birlik oluyorlar. Her gün gülecek bir konu var. Okulda öğrendiklerini, arkadaşlarıyla yaşadıklarını, şikayetleri, memnuniyetleri, merak ettikleri, istekleri, bitmiyor... 
Ne güzelmiş 4 yaş, üçü de yanımda arkadaş.  Üstelik dışarı çıkmak içi kimseye ihtiyacımız yok, dördümüz arabamıza binip istediğimiz yere gidebiliyoruz. Markete gidebiliyor, bazen  ağlamadan çıkabiliyoruz :o)

İlk aylar ve yaşlardaki yaşadıklarımızla bugünümüz kıyaslanamaz bile.


Velhasıl zaman geçiyor.  


Büyüyorlar, büyüyorum…


4 olmuşlar, “ne arada” bilmiyorum…


Sultan Gedik

6,12,2015 Istanbul

Prematüre annesi olan her kadına sonsuz saygıyla...


Güle oynaya girmezsiniz doğuma, gözünde yaş, içinde korku, dilinde dua ile gidersin, 
Gözlerinin kaparken en kötü ihtimal de olabilir, hayal edemeyeceğin kadar güzeli de...
Doğum sonrası karnın ve kucağın boş dönersin yatağına...
Yan odadan gelen bebek sesleri iki kat aşağıdaki yoğun bakım odasındaki bebeklerini hatırlatır.
O soğuk odalarda nasıl da yalnızlar, aynı senin odanda yalnız olduğun gibi...
Göremezsin,öpemezsin,koklayamazsın, hatta kime benziyor, yüzü nasıl bilemezsin. 
Hemşirelere özenir, kıskanırsın, en değerli emanetine iyi baksınlar diye minnet edersinn...
Lohusalık nedir bilemezsin, ne lohusa yatağın olur, ne yatacak durumun...
Tarifsiz sezaryan acısı ile yoğun bakım camlarından bebek izlereyrek geçer günlerin. 
Yanında olmayan bebeklerin için yapabileceğin tek şey olan süt sağmak olur.
Alarm kurar saatini geçirmez sağar, sütün artsın diye ne duyarsan yersin...
Dünyanın en güzel mücevherini izler gibi izlersin camdan kuvözdeki bebeklerini...
Karnındayken ettiğin dualar kuvözde izlerken devam eder yavrunların için.
İşte böyle geçer günlerin,
Bilrsin ki sen ümidini yitirirsen kara olur günler, 
Sen ümitsiz olursan oyun biter... 
Gelecekteki güzel günlerin hayaliyle her gün, her saat, her dakikanın bedeli ödeyerek,
Pamuklarda büyütürsün küçük savaşçılarını,
Çünkü sen prematüre annesisin,
Çünkü ben Prematüre annesiyim. 
Prematüre annesi olan her kadına sonsuz saygıyla... 
17 Kasım Dünya Prematüre günümüz kulu olsun...
Sultan Gedik
17 Kasım 2015, Istanbul...