17 Kasım Dünya Prematüre Günü Kutlu Olsun


Elif Tanem'i hemşire camdan gösterirken

"Dünyanın en güzel mücevherini seyreder gibi kuvöz camından izler yavrularını premetüre anneleri..." demiştim bir yazımda. Hem ne mücevher o canından can;  dokunamadığın, koklayamadığın….

"Güle oynaya girmezsiniz doğuma, gözünde yaş, içinde korku, kaygı ile gidersin, 

gözlerini kaparken en kötü ihtimal de olabilir, en iyisi de… 
Doğum sonrası karnın ve kucağın boş dönersin yatağına, yan odadan gelen bebek sesleri, iki kat aşağıdaki yoğun bakımdaki bebeklerinin o soğuk odalarda nasıl yalnız olduğunu hatırlatır. 

Öpemezsin, koklayamazsın, hatta kime benziyor, yüzü gözü nasıl bilemezsin.

Hemşirelere özenir onları kıskanırsın. 
Lohusalık nedir bilemezsin, yoğun bakım camlarından bebek izleyerek geçer günlerin.
Bilirsin ki sen ümidini yitirirsen kara olur günler, sen ümitsiz olursan oyun biter... Gelecekteki güzel günlerin hayali ile her gün her saat her dakikanın bedeli ödeyerek pamuklarda büyütürsün yavrularını; çünkü sen prematüre annesisin...
Çünkü ben Prematüre annesiyim.
Prematüre annesi olan her kadına sonsuz saygıyla...
Dünya Prematüre günümüz kutlu olsun..."

Geçen yıl yazdığım bu yazıya birçok üçüz annesi arkadaşım duygularımıza tercüman olmuşsun yorumunu yaptılar. Annelik duyguları çok ortak ve beni ancak başka bir prematüre annesi çok iyi anlayabilir.


                 

Bugün "17 Kasım Dünya Prematüre Günü".  Peki nedir prematürelik; normal gebelik süresi 38 hafta ile 42 hafta arasında sürer. Gebelik 37 haftadan önce sonlanırsa doğan bebeğe prematüre denir. Prematüre bebekleri doğdukları gebelik haftasına göre sınıflarsak: 24–31 Hafta: İleri derece prematüre, 32- 35 Hafta: Orta derece prematüre, 36- 37 Hafta: Sınırda prematüre olarak sınıflandırılır. Prematüre doğum bebeklerde kalıcı ya da geçici hastalıklar söz konusu olabilir. 

33+4 haftalıkken 2320, 2280 ve1750 gram doğan minik meleklerim ile tanıştım prematürelik ile. Doğuma giderken hüngür hüngür ağladım, yapmayın daha çok ufaklar söz hiç yerimden kalkmıcam birkaç gün daha kalsınlar diye. Ebemiz kızım hem üçüz gebesin hem 34. Haftasın daha ne istiyorsun diye fırçaladı beni:)


Doğum sonrası karnımdaki o büyük kesiğin acısı kadar acıydı ruhumun çektiği acı. Karnım da boştu kucağım da.  Benimle beraber aynı gün hastanede doğum yapan annelerin ciyak ciyak ağlayan bebekleri n sesi katı inletirken iki kat aşağıda kuvözdeki bebeklerimin ağlamalarını kimse duymuyordu. Benden önce kablolar sardılar bebeklerimi.

Prematüre olmak Ömer, Elif, Emir’e, prematüre anneliği bana hayattaki en zor günleri yaşattı. Ben yeni doğmuş yavrularımı kucağıma alıp kokusunu içime çekemezken onlar annesinden ayrılıp soğuk kuvözlerde günlerce kaldılar. Sonrasında günden güne ilmek ilmek; emek emek büyüdüler, nefeslerini dinleyip, geceyi gündüze katarak geçen günler şimdi hiç yaşanmamış gibiler.                         

Ömer ile Elif 11. gün alabildim kucağıma, tutmaya öpmeye kıyamayarak. Emir’den 18 gün ayrı kaldım, yazması kolay yaşaması zor 1750 gram doğum 1500 grama düşen Emircik içlerinde en azimli bebek çıktı. Eve çıkana kadar bebeklerimi sadece 1 kere gördüm ve dokunabildim. Oysa yoğunbakımda olan bebeği hergün annesinin dokunmasına görmesine izin veren hastaneler var, keşke benim de imkânım olabilseydi.

Ömer & Elif & Emir 5 yaşlarını bitirmek üzere. Hamilelik-Doğum-Lohusalık-ilk bır yıl –son beş yılı düşünüyorum.  Anne olmak için döktüğü göz yaşları Allah tarafından cömertçe üç evlatla ödüllendirilmiş bir anneyim. Hep derim çok zengin bir anneyim. Ama bir o kadar yorgun. Uykusuz geceler, günler, haftalar, aylar. Emmeyi, yutmayı bilmeyen bebekleri beslerken, üçüncü bebeği beslemeyi bitirdiğinde birinci bebeğin sırasının gelmesi :)  Mikrop kapmasın diye alınan önlemler. Erken doğum nedeniyle yapılan onlarca tahlil, tetkik, muayene, kontrol. Ve bu arada yavaş yavaş büyüyen bebekler, yaz yaz bitmeyecek bir hikaye Ömer & Elif & Emir :)






Yazdığım, yaşadığım tüm yorgunluklara rağmen zaman geçmekte yavrularım büyümekteler. Şimdi eskiyi unutma, yeni hikâyeler yazma, Ömer, Elif, Emir’in elinden tutma;ve henüz yolun başında olan üçüz, ikiz, prematüre annelerimizde "umut" olma günü.

Her prematüre annesine sonsuz saygıyla. Dünya Prematüre günü kutlu olsun.

Sultan Gedik

“Her insan kendi fikrinin aşığıdır…”


Anneler çok şey bilir, Anneanneler Her şeyi...
Ya teyzeler,arkadaşlar, eltiler, kayınvalideler, komşuların bildikleri ? 

Yaşadıklarımız, deneyimlerimiz, , fikirlerimiz ne kadar değerli ve önemli değil mi?
Her biri başlı başına bizi biz yapan en etkili faktörler olsa da acaba bildiklerimizin, inandıklarımızın, deneyimlerimizin zıt ihtimalleri mümkün olamaz mı?

Eminim sizler de yaşamışsınızdır, bebek sahibi olmadan önce özellikle de hamileyken ne çok akıl veren dostlarımız olur etrafta. Hastane, doktor seçiminden, bez, pişik kremi seçimine kadar her anne kendi memnun kaldığı deneyiminin aşığı. Çoğu görüş farklı ama hepsi yaşanmış hepsi önemli hepsi “illaki”, hepsi "mutlaka" … 
He bir de dediğini yapmazsan alınan, darılan, kırılanlar var :)


“Her insan kendi fikrinin aşığıdır…”
Hamileliğinizin son dönemine geldiğinizde; epidural anestezi ile doğum yapma sonrasında baş ağrısı yapar, genel anestezi olma bebeğini ilk sen gör, he yapabilirsen tabii ki normal yap normali zaten o :) Bebek doğar; sakın aç diye mama verme, uyuyor diye emzirmeden geçme, göbeği düşmeden yıkama, pişerse bu kremi kullan, pişmemesi için bu kremi, en iyi doktor bizimki en güvenilir şampuan ve de emzik marka ismi…

Yakın bir arkadaşımın kız bebeği oldu bebek görmeye gittik; kızlar erkeklere göre yaramaz olurlar, kız çocuk bu konuda kolay erkekler bu konuda diye yorumlar başladı. Düşündüm de bana sorsan erkekler yaramaz olur çünkü Elif’im uslu. Ama erkeklere bakınca Ömer’im de uslu Emir’im daha hareketli. E Emir tek çocuk olsa kimseye sıkıntısı olmaz 3 kardeş olunca hareketliliğiyle öne çıkan çocuk; o zaman bütün dediklerimi geri alıyorum ben bilmiyorum. Tek değil 3 tane çocuk büyütüyorum ama hiçbir konuda genelleyemem…


Aynı burca sahip huyları birbirlerine hiç benzemeyen üç çocuk büyütüyorum. Üçü de aynı siteden burç yorumuna bakacaklar. Bense onları gördükten sonra burç genellemelerine artık inanmıyorum.

Kaldı ki genellemeleri sevmiyorum. Kolaya kaçma ve özenmeme halidir bana göre.
Genellemelerin her özel durumu yok ettiğini düşünüyorum. Bana sorarsanız biraz da ahkâm kesmek… Benim deneyimim nasıl her annede, bebekte, çocukta aynı olabilir benim 3 çocuk da aynı olamazken.


Hepimizde bir koşturmaca bir telaş, “hızlı tüketim” bilinç altımıza, üstümüze günlük hayatımızdan yaşam tarzımıza sinsice işletilmiş; bu sadece para ile alabildiklerimiz için geçerli değil; zamanımızı, sevgimizi, saygımızı ve yavaş yavaş tüm değerlerimizi tüketiyoruz. Hiçbir şeye vakit yok ve hep yapacak iş çok. Böyle zamanda genelleme yapmak en kolayı. Ham,lelik, annelik, bebek-çocuk bakımı konusunda yaptığımız genellemeler en masumu. Biz toplumca birbirimizi genellemeye ötekileştirmeye gruplamaya başladık. Sembollerle inançları birleştirip, inançlarla kişiliği grupluyoruz. Bu tehlikeli döngüden çıkabilmek, çocuklarımızın genellemeden yaşayabileceği bir toplumda büyümelerini diliyorum.

Sonuç olarak her genelleme özellemeyi yok eder. Kaldı ki bakınız yıllar önce Rahmetli Nietzsche bile " Bu dahil tüm genelellemeler yanlıştır." diyerek yaptığı genelleme ile fikrimi desteklemiş  :) Her erkek çocuk yaramaz, her kız süslü, her ağlayan bebek gazlı değildir. Büyük bir hızla en çok genellemelerin olduğu birbirini anlamayan, dinlemeyen ve saygı duymayan bir toplum olurken; özellemelerin artması, başka ihtimallerin, görüşlerin, olasılıkların kabul edilebilmesi dileğiyle… 

Bırakmaya - Başlamaya Anne mi Hazır Değil, Çocuk mu?

Annelik dünyanın en güzel, istifası olmayan ve bir o kadar zor görevi. Çocuklar büyüyüp artık bu görevden beni emekli etmek isteseler de annelik yapmaktan kendimi alamayacağımdan eminim. 

Her Türk annesi gibi “Yok yavrum karışmıyorum, sen bilirsin de bence şöyle böyle olmalı” diye çok cümle kuracağım, bu potansiyelim var :)

Çocuklar ufakken anneliğin en zor yanlarından biri sorumluluk. Doktorunu, yediğini, içtiğini, giydiğini, oyuncağını, bezini, kremini, şampuanını, kreşini yani her şeyi onun adına seçmek. En iyisi, en zararsızı, en güvenilir olanı; imkânlar elverdiği sürece tüm en iyileri olsun.  

Örneğin ilk olarak 1,5 yaş kontrolünde artık gece beslenmelerini kesmemiz gerektiğini söyledi doktorumuz. Haydaa nasıl keseyim, çocuk gece uyanıyor, besleyip uyutmaya çalışıyorum, uyutuyorum. Kesersem ne yaparım, bebek açlıktan uyanıyorsa aç aç nasıl uyusun diye bir taraftan bahane sıralarken öbür taraftan yahu çocuk doktorundan iyi bilemeyeceğim herhalde deneyeceğim dedim; karar verdim, uyguladım, bitti. Evet gece beslenmeleri bitti. Birden bitti, sanki bitmek için benim karar vermemi bekliyordu sadece. Uyandıklarında su verdim, geri uyuttum. Mama verdiğim gecelere nazaran daha çok uyanmadılar. Hep beraber alıştık.

Sonrasında  öyle zor bir konumuz vardı ki o da "memeden kesme". Takip edenler bilir Ömercik 11.ayda meme emmeyi bırakıp 14 aya kadar oh biberonla rahat rahat anne sütü aldı.  Ama Elif ve Emir rekabet halinde 24 ayı tamamladılar. Daha da emzirmek isterdim ama Emir kendini kırklı bebek sanıp sabaha kadar meme emmek isteyince dedik artık vakti geldi.

Düşününce dünyada emzirmek kadar bir anneye huzur veren bebeğiyle güçlü bağ , iletişim kurmasına neden başka ne olabilir. Hele ki biraz büyüyüp eli elinde gözü gözünde emmeye başlasın ne büyük mutluluk. Düşünsene emzirmek dışındaki her şey başkası tarafından yapılabilir. Bakıcısı, babası, ananesi, babanesi altını bezler, biberonla mama içirir, susturabilir, eğlendirebilir, ama sadece anne bebeğini emzirebilir.

2. Yaş, 2 .gün Emir ve Elif’i  son kez emzirdim. Ve bıraktırma kararı aldım ama ne büyük dert bana, nasıl yapacağım da bırakacaklar, hayatta bırakamazlar dertlenip durdum.  Aldım karşıma çocukları; "artık büyüdünüz sütü anneden değil bardaktan içeceksiniz" dedim. E tamam biz zaten büyüdük dediler. Anane yöntemleri ile biraz görüntü ve tadı bozduk . İkinci akşam işten geldim amannn çok acı artık böğğ.  E üçünü gün kimse yüzüme bakmadı :) Böylelikle o çok korktuğum nasıl başaracağımızı bilemediğim memeden kesme işi kendiliğinden kolayca bitti mi. Olan bana oldu mu oldu :) Ben bu kadar hızlı bıraktıklarına bozuldum mu bozuldum :) Hazır olmayan, o bağı koparmaktan korkan ben miymişim aslında evet...

2.5 Yaş olduk, kreşe başladık. Tabii onları kreşe bırakmak çok acı çok vicdan azabı. Çocuklar da biz de ( annemle ben) alışmaya çalışıyoruz. O dönem bir de üzerine ayrılık konuları. 3 Çocuklarla tek başıma kalıyorum. Ailem en büyük destekcim. Çocuklar en az hasarla bu işten kurtulsunlar diye canımı dişime takıyorum. Hayatımın en  zor ve hatırlamak istemediğim günleri, ama geçiyor işte geçti. Neyse.

O dönem bir ananede bir evde kalıyoruz. Ömercik emzik delisi, mümkünse biri ağzında biri yedekte elinde olsun. Elif o kadar değil ama uykuya geçerken emzik istiyor.  Bu arada annemlerde muhabbet kuşu var adı paşa benimkiler bayılıyor. Bütün emzikleri anane evinde unutup eli boş eve dönünce; Çocuklar Paşa yanlışlıkla emzikleri yemiş dedim. Aaa nasıl olur paşa nasıl yer, paşalar emzik yemezler, öyle, böyle derken ağlamalar zırlamalar bir gün iki gün, üç gün biz emziği bıraktık. Olan paşaya oldu garibimin günahı yok ama biz sayesinde çok kolay emzik bıraktık.


Sonra yapmaya başladıklarımız var,  geçtiğimiz hafta sonu Emir’in bisiklet düştü aklına. Allah’ım bisikleti olsunmuş, yatıyor kalkıyor bisiklet. Tamam çocuk haklı da üç çocuk tek bisiklet biri binse diğeri  ağlayacak,  ben bisiklet peşinde koşacağım nasıl baş edeceğim derken Emir kazandı. Cumartesi akşam hayatında ilk defa 16 jant bisiklete biniyordu. Ben bisikletçide bu bizim için çok büyük değil mi nasıl binecekler derken parkta ilk denemede Emir sorunsuz bisikleti sürdü. Sonrasında sırayla Ömer ve Elif.

Ve'l hasıl üçüz anasıyım diye ahkam kesecek değilim :)

Fakat 5 yaş bitene kadar annelik be bebek bakımı ile ilgili bir çok konuyu 3 çocukla denemeyimledim. Öğrendim ki her yeni başlangıçta önce hazır olması gereken anne, çocuk ardı sıra geliyor.

Bu yıl anasınıfına başlıyoruz. Geçen yıl gittiğimiz anaokulumuzda devam ediyoruz, bildiğimiz düzen. Seneye Eylül ayında bunun 1. sınıfı var, esas değişiklik yani.  Üç çocukla 1. sınıf çok eğleneceğim biliyorum :) Her akşam başka renk huni seçerim artık :) Ama yazı genelinde ana fikir neydi; "çocuklar zaten hazır, önemli olan annenin hazır olması"; o zaman daha bir yıl var ben kendimi psikolojik olarak hazırlayayım :)


Sevgilerimle,

Sultan

Yaş 35, yolun neresi eder...



Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Demiş usta ….

Yolun neresindeyim bilmiyorum ancak hala yolda olmak çok güzel…
Ömürlük görevlerim var anneyim, evladım, kardeşim, hala, teyze, arkadaş…
Kimilerinin vazgeçilmez dostu, yıllanmış arkadaşı, yıllarca görmese de görünce kaldığı yerden devam ettiğiyim…
Ömür boyu görmek istediklerim, görmeye ısrar ettiklerim, belki biraz fazla sevdiklerim var…
Mutluysam ve çenem düşünce her şeyi anlatmak istediklerim,
Kızdığımda aynı şeyi bin defa anlattıklarım, seve seve dinleyenler….
Ne mükemmel anneyim ne mükemmel evlat, ne kardeş, ne arkadaş ama “iyi” olmaya niyetliyim…. 

Yaş 35 yolun neresindeyim bilmem, ama hala yolda olmak çok güzel…
Elim kolum dolu, hep yapacak bir işim var hep bir telaş;
Kahveler, çaylar hep soğuk hayaller hep öteli ama hep şükür hep bir gülümseme…
Ömer&Eli&Emir annesiyim bir kere; aldığım en güzel rütbe duyduğum en güzel koku ile;
En çok olmak istediğim annelikte cömertçe ödüllendirilmiş Rabbim…
Evlatlarım, ailem, dostlarım ve sevdiklerimle bir yaş daha yaşlanıyorum,
İnsanın aslında ne kadar aciz olduğunun farkında, iyilikten yana çok şey öğrenmek niyetinde,
Bulunduğum ana, sahip olduklarıma, yanımda olanlara, yanımda kalanlara şükrederek diyorum ki İyi ki doğdum… 🎂

15 Haziran 2016, Istanbul
Sulltan

Babam...

Bendeki fotoğraf merakı babamdan gelir. Çocukluğum sarmalı 36lık film alıp fotoğraflarımızın çekilmesi, tab ettirmeye verip heyecanla çıkmasının beklenmesi, çok büyük hayallerle çekildiğimiz fotoğraflarının bazılarında ağzımızın burnumuzun yamuk çıkmasının yada gözlerimizin kırımızı olduğunu görmekle düştüğümüz hayal kırıklıkları; fotoğrafların özenle her aile bireyinin şahsına ait olan albümüne eklenmesi gibi anılarla doludur. 

Yukarıdaki fotoğrafta babamın albümünden; gençlik yıllarında çekildiği bir fotoğraf. Çocukken bu fotoğraf her karşıma çıktığımda görmek istemez, içim acır, yanım yanardı. Bunu aileden hiç kimse ile paylaşmazdım. Çünkü babamın ayağının kapıya sıkıştığını ve canının yandığını düşünürdüm.  Babamın aslında gayet havalı verdiği bu poza kendi kendime üzülür babama hiç kıyamazdım... Geçenlerle Elif ile konuşuyoruz; babasını özledi ve ağlıyor; ben de babamı özledim Elif dedim; şaşırdı "büyük anneler de babalarını özler mi?" dedi. Dedim "özlemez mi? ben de senin gibi babamı çok seviyorum. Hem kızlar babalarına kıyamazlar Elif" dedim.  Durdu, dinledi aynı duyguda olmamız hoşuna gitti, bir kaç gün sonra tekrar etti anne "kızlar babalarına kıyınamaz" dimi:)
 
Biz mutlu olalım diye yeri gelince annemi atlatıp bizimle işbirliği yapan bir baba. Devlet memuru, imkânlar kısıtlı ama tüm imkanlar çocukların. Ne kimseye özendik ne de şımartıldık. Abim ile aramız 3 yaş, Aslı ile 10. Aslı doğana kadar çocukluk nerdeyse bitmişti. En çok anım abimle. Hep çok bağlı, seven, kıyamayan kardeşler olduk. Ne güzel ki çocukluğumu düşününce içimde, hatırımda kalan tüm anılarım yüzümü gülümsetiyor, annemle babama ne kadar şükretsem az. Babam hep "siz bilirsiniz"ci oldu. Çok ağır baba baskısı, korkusu yaşamadık ama saygısızlık, yalan dolan nedir bilmedik, Alınan ne varsa bölünür hayatta hakka geçilmezdi.

SGK da hastanede çalıştığından başı dişi ağrıyan, ilaç alamayan, doktor bulamayan bizdeydi. Babam illaki bulur buluşturur, parası olmayan için doktora rica ederi kredisini kullanır, eşantiyon ilaçları biriktirir reçetesini alamayana verir illaki hep birilerine yardımı dokunur. Sezon başlarında doktorların gardırop düzeltmesi sonrasında verilen kıyafetler ihtiyaç sahiplerine dağıtılır. Gazeteleri taşır fakirlere yaksın diye verir, yollardaki taşları mutlaka kaldırır "çoluk çocuğun ayağına takılmasın" der. Kedileri sever, mahallenin kediler onu tanır hemen gidip başını okşatır.  He bu arada saygısızlığı sevmez, kuralları vardır her baba gibi siyah- beyazdır, yada 1-0 :) ortası zordur. İşte bendeki sosyal yardımlaşma damarı da babamdan gelir. Çok şükür sadece kendimiz için yaşan bir aile olmadık.

O benim babamdır, canımdır, en iyi, en kötü, en mutlu, en üzgün yanımda olan. Nikâh dairesinde beni elleriyle ağlayarak teslim eden, Adliye sarayında ağlayarak teslim alan. Anne olurken ben ameliyata girince dualar ederek bekleyen, üçüzleri görünce ağlayan. 

Yavrularıma hiç kıyamayan,  tarihi tekerrür ettirip gerekirse beni atlatıp çocuklarla işbirliği yapan. O benim babam.... Aslı'sı tekne kazıntısı olduğu için hiççç kıyamayan, "bu benim akıllı kızım" diye seven, e ben aptal mıyım diye sitem ettiğim. Abim tek oğlu, canı, değeri yeri çok başka. Bana gelince annesinin adını verip "benim annem" diye seven.


Son yıllarda en büyük isteği memleketi Şebinkarahisar’ın tekrar il olması olan, Derneklerde Sağlık sorumlusu görevini alıp güçlü bir network oluşturan, hasta-doktor köprüsünü kuran, hiçbir karşılığı olmadan "sevaptır" diyerek yapan. Bu işi abartınca bizim tarafımızdan eve girmiyorsun bize vakit ayır eve girmiyorsun diye sitem ettiğim babam.

Aniden rahatsızlanıp, omurilik ile büyük sağlık problemi yaşadı ve son 1 yılda 5 ameliyat geçirdi. Son 35 gündür hastanede yatmakta en az 15 gün daha yatacak. Ağzından bir kere olumsuz bir kelime, isyan, sorgulama, sızlanma duymadım. Tek derdi iyileşip yazın memleketine gidebilmek. Bir haftada 3 ameliyat olduğunda bile insan hiç mi söylenmez? Tansiyonlar acıdan, ağrıdan yirmilere çıktığında hiç mi "of" demez. Demezmiş iste babalar demezmiş...  Kızlar babalarına kıyamaz; babalar da hiç " of" demezlermiş...
Aklım, kalbim, canım hastanede... Babam tedavide , annem onun yanında (annemin refakatci olarak 35 gündür hastaneden hiç çıkamamış olması da ayrı özveri) biz evde yalnız.. Onlar gelene kadar evin tadı yok. Dedemizin yürüyerek geleceği günü bekliyoruz. Akşam evimize girince ananemizin yaptığı mis gibi yemek kokuları, dedemizin yavrularım gelmiş sesi ile içeri gireceğimiz günleri bekliyorum, he bir de gece yatarken Ömer & Elif &Emir ile dua ediyoruz. Ne buyuruyor yüce yaradan "Bana dua edin, duanızı kabul edeyim! 40/MU'MİN-60)
            
Biliyorum Anne-Çocuk konseptli blogu burası, "Babam" yazısı konsepte uymamış olabilir ama  uzun zamandır yazı ekleyemiyorum. Aklım, gündemim, koşturmacam hep babam. Değil  mi bloğum aslında duygu, düşünce, deneyimlerim için not defterim, defterime en yoğun duygularımı yazmak istedim. Bundan sonrakiler daha iç açıcı yazılar olur inşallah :) söz...

Sevgilerimle...