Babam...

Bendeki fotoğraf merakı babamdan gelir. Çocukluğum sarmalı 36lık film alıp fotoğraflarımızın çekilmesi, tab ettirmeye verip heyecanla çıkmasının beklenmesi, çok büyük hayallerle çekildiğimiz fotoğraflarının bazılarında ağzımızın burnumuzun yamuk çıkmasının yada gözlerimizin kırımızı olduğunu görmekle düştüğümüz hayal kırıklıkları; fotoğrafların özenle her aile bireyinin şahsına ait olan albümüne eklenmesi gibi anılarla doludur. 

Yukarıdaki fotoğrafta babamın albümünden; gençlik yıllarında çekildiği bir fotoğraf. Çocukken bu fotoğraf her karşıma çıktığımda görmek istemez, içim acır, yanım yanardı. Bunu aileden hiç kimse ile paylaşmazdım. Çünkü babamın ayağının kapıya sıkıştığını ve canının yandığını düşünürdüm.  Babamın aslında gayet havalı verdiği bu poza kendi kendime üzülür babama hiç kıyamazdım... Geçenlerle Elif ile konuşuyoruz; babasını özledi ve ağlıyor; ben de babamı özledim Elif dedim; şaşırdı "büyük anneler de babalarını özler mi?" dedi. Dedim "özlemez mi? ben de senin gibi babamı çok seviyorum. Hem kızlar babalarına kıyamazlar Elif" dedim.  Durdu, dinledi aynı duyguda olmamız hoşuna gitti, bir kaç gün sonra tekrar etti anne "kızlar babalarına kıyınamaz" dimi:)
 
Biz mutlu olalım diye yeri gelince annemi atlatıp bizimle işbirliği yapan bir baba. Devlet memuru, imkânlar kısıtlı ama tüm imkanlar çocukların. Ne kimseye özendik ne de şımartıldık. Abim ile aramız 3 yaş, Aslı ile 10. Aslı doğana kadar çocukluk nerdeyse bitmişti. En çok anım abimle. Hep çok bağlı, seven, kıyamayan kardeşler olduk. Ne güzel ki çocukluğumu düşününce içimde, hatırımda kalan tüm anılarım yüzümü gülümsetiyor, annemle babama ne kadar şükretsem az. Babam hep "siz bilirsiniz"ci oldu. Çok ağır baba baskısı, korkusu yaşamadık ama saygısızlık, yalan dolan nedir bilmedik, Alınan ne varsa bölünür hayatta hakka geçilmezdi.

SGK da hastanede çalıştığından başı dişi ağrıyan, ilaç alamayan, doktor bulamayan bizdeydi. Babam illaki bulur buluşturur, parası olmayan için doktora rica ederi kredisini kullanır, eşantiyon ilaçları biriktirir reçetesini alamayana verir illaki hep birilerine yardımı dokunur. Sezon başlarında doktorların gardırop düzeltmesi sonrasında verilen kıyafetler ihtiyaç sahiplerine dağıtılır. Gazeteleri taşır fakirlere yaksın diye verir, yollardaki taşları mutlaka kaldırır "çoluk çocuğun ayağına takılmasın" der. Kedileri sever, mahallenin kediler onu tanır hemen gidip başını okşatır.  He bu arada saygısızlığı sevmez, kuralları vardır her baba gibi siyah- beyazdır, yada 1-0 :) ortası zordur. İşte bendeki sosyal yardımlaşma damarı da babamdan gelir. Çok şükür sadece kendimiz için yaşan bir aile olmadık.

O benim babamdır, canımdır, en iyi, en kötü, en mutlu, en üzgün yanımda olan. Nikâh dairesinde beni elleriyle ağlayarak teslim eden, Adliye sarayında ağlayarak teslim alan. Anne olurken ben ameliyata girince dualar ederek bekleyen, üçüzleri görünce ağlayan. 

Yavrularıma hiç kıyamayan,  tarihi tekerrür ettirip gerekirse beni atlatıp çocuklarla işbirliği yapan. O benim babam.... Aslı'sı tekne kazıntısı olduğu için hiççç kıyamayan, "bu benim akıllı kızım" diye seven, e ben aptal mıyım diye sitem ettiğim. Abim tek oğlu, canı, değeri yeri çok başka. Bana gelince annesinin adını verip "benim annem" diye seven.


Son yıllarda en büyük isteği memleketi Şebinkarahisar’ın tekrar il olması olan, Derneklerde Sağlık sorumlusu görevini alıp güçlü bir network oluşturan, hasta-doktor köprüsünü kuran, hiçbir karşılığı olmadan "sevaptır" diyerek yapan. Bu işi abartınca bizim tarafımızdan eve girmiyorsun bize vakit ayır eve girmiyorsun diye sitem ettiğim babam.

Aniden rahatsızlanıp, omurilik ile büyük sağlık problemi yaşadı ve son 1 yılda 5 ameliyat geçirdi. Son 35 gündür hastanede yatmakta en az 15 gün daha yatacak. Ağzından bir kere olumsuz bir kelime, isyan, sorgulama, sızlanma duymadım. Tek derdi iyileşip yazın memleketine gidebilmek. Bir haftada 3 ameliyat olduğunda bile insan hiç mi söylenmez? Tansiyonlar acıdan, ağrıdan yirmilere çıktığında hiç mi "of" demez. Demezmiş iste babalar demezmiş...  Kızlar babalarına kıyamaz; babalar da hiç " of" demezlermiş...
Aklım, kalbim, canım hastanede... Babam tedavide , annem onun yanında (annemin refakatci olarak 35 gündür hastaneden hiç çıkamamış olması da ayrı özveri) biz evde yalnız.. Onlar gelene kadar evin tadı yok. Dedemizin yürüyerek geleceği günü bekliyoruz. Akşam evimize girince ananemizin yaptığı mis gibi yemek kokuları, dedemizin yavrularım gelmiş sesi ile içeri gireceğimiz günleri bekliyorum, he bir de gece yatarken Ömer & Elif &Emir ile dua ediyoruz. Ne buyuruyor yüce yaradan "Bana dua edin, duanızı kabul edeyim! 40/MU'MİN-60)
            
Biliyorum Anne-Çocuk konseptli blogu burası, "Babam" yazısı konsepte uymamış olabilir ama  uzun zamandır yazı ekleyemiyorum. Aklım, gündemim, koşturmacam hep babam. Değil  mi bloğum aslında duygu, düşünce, deneyimlerim için not defterim, defterime en yoğun duygularımı yazmak istedim. Bundan sonrakiler daha iç açıcı yazılar olur inşallah :) söz...

Sevgilerimle...

0 yorum: